Bireyin sağlığını tehlikeye atacak biçimde bilinçsizce yapılan işlemler ne kadar yararlı değilse, doğru tedbirler alınıp, kontroller yapılarak implant destekli protezlerin uygulanabileceği bireylere, bilinçsizce bu tedavilerden uzak durularak hayat konforlarını kaybetmekte bir o kadar zararlıdır.
Dişsizlik, insanlarda sağlıklı olmayan beslenmeye neden olduğu gibi, psikolojik açıdan da yıpratan bir durum olmaktadır.
İmplant işlemlerinde her medikal tedavi yönteminde olduğu gibi uygulanmaması gereken haller olabilmektedir. Tedavi uygulanmaması gereken bu hallere kontrendikasyon adı verilmektedir. Kontrendikasyon çok iyi tespit edildiği zaman zararı olacak tedavilerin uygulanmayacağı gibi, kontrendikasyonu olmayan bireyleri de belirleyerek ihtiyacı olan tedavileri uygulayarak dişsiz bırakılmamış olur.
Kontrendikasyonlar sistemik ve lokal olarak iki gruba ayrılabilmektedir. Sistemik rahatsızlıkların olması implant tedavisinin planlanmasında ve uygulamasında mühim bir rolü bulunmaktadır. Kemik metabolizmasını, dokularda yara iyileşmesini ve neticesinde implant tedavisinin başarısına etki eden belli başlı sistemik rahatsızlıklar vardır. Ayriyeten, ilaç ile ya da başka metotlarla tedavi edilen sistemik rahatsızlıkların, implantları ve çevre dokularına etki etme potansiyeli vardır.
Osteoporoz (Kemik Erimesi) ile Diş İlişkisi
Yaşla beraber kemik kütlesinin azalması neticesinde kemikteki protein örgüsünün seyrelmesi ile iskelette meydana gelen, kemiklerin çok rahat kırılabilmesine neden olan bir kemik rahatsızlığıdır. Çenelerdeki osteoporotik farklılıklar vücudun başka kemiklerinkine benzemektedir.
Osteoporoz; trabeküler kemik yoğunluğunda kortikal kemikten daha çok kayıp meydana getirdiğinden, implantların immediat stabilizasyonu için kontrendikasyon kesinlikle olamaz. 50 yaş üstündeki menopozun ardından yapılan pek çok klinik araştırmada başka rahatsızlıklara yakın kayıp seviyeleri gösterilmiş ve hormon replasman tedavisinin kayıp seviyesine etki etmediği belirtilmiştir.
Chen ve arkadaşları tarafından gerçekleştirilen bir meta-analizde, osteoporozla dental implant kaybı arasındaki ilişki istatiksel açıdan mühim görülmemiştir.
Diyabet (Şeker Rahatsızlığı)
Eğer şeker rahatsızlığınız varsa ve implant işlemi yaptırmayı düşünüyorsanız, şu zamana kadar elinizde olan tetkikler ve doktor görüşlerinizle beraber başvurmanız durumunda detaylı bir şekilde incelemeniz ve gerektiği halde takibinizi yapan ya da bu hususta yetkili başka bir doktor ile konsültasyon uygulanarak doğru bulunursa diş tedavilerinizi yaptırmanız mümkündür.
Şeker hastalığı ile beraber böbrek, göz, beyin damarları, makro ve mikro damar hastalıkları ve yara iyileşme problemi gibi çeşitli sistemik komplikasyonlar meydana gelmektedir. Ağızdaysa, yaygınlaşan çürükler, kuruluk, mantar ve diş eti rahatsızlığı oluşumuna bağlıdır.
Birden çok sayıda implant yerleştirilen diyabetik rahatsızlıkların implant başarısının araştırılması yapıldığı makalelerden edinilen bulgulara göre; gözetimdeki diyabet hastalarında implant kaybı seviyesinin normal sınırlarda olduğu neticelerine erişilmiştir.
Bu araştırmaların bulgularına göre, implantların osseointegrasyonunu garantilemek ve yumuşak yapıya sahip dokunun iyileşmede gecikmesinin önüne geçmek için, cerrahinin evvelinde ve cerrahinin ardından iyi bir glisemik kontrol idamesi gerekmektedir. Bu durum için 6-8 haftadaki yaklaşık glikoz-kan konsantrasyonunu gösteren HbA1c testi uygulanmaktadır. Çıkan neticelerin klinik kontrol ve anamnezle değerlendirilmesi yapılarak implant işlemi değerlendirilmektedir.
Kardiyovasküler (Kalp ve Damar Kökenli) Rahatsızlıklar
Ateroskleroz, koroner arter, hipertansiyon, vasküler stenoz rahatsızlığı ve konjestif kalp yetmezliği gibi belli rahatsızlıkların; kan akışında baskılanmasına, hava yoğunluğunun azalmasına ve dokuların yeteri kadar beslenmemesine sebep olmasına rağmen implantın kemiğe entegre olmasına engeli olmadığı ve neticesinde kardiyovasküler rahatsızlıkların, implantların klinik başarısı üstüne negatif tesirinin olmadığı görülmüştür.
Yapılan araştırılmalarda görülen o ki, konjestif kalp yetmezliği ve hipertansiyon hastalarında bu rahatsızlıkların tedavisinde tercih edilen Nifedipin gibi kalsiyum kanal blokerlarının, hücre içine doğrudan kalsiyum girişini temin ederek kemik erimesini aza indirebileceği kanıtlanmıştır. Aynı şekilde kalsiyum kanal blokerlarının doza ilişkili olarak kemik erimesini %50’ye kadar indirebildiğini göstermişlerdir. Bu durum da bazı kalp ilaçlarının pozitif tesir mekanizmasını göstermiş olmaktadır.